Betonarme Cehennemi

Okuma Süresi: 7 Dakika
5
(4)

İnsanlar olarak hâkimiyet konusunda bir sorunumuz var. Bu sorunumuz çoğunlukla etrafımızdakilere de zarar veren türden bir sorun. Birçoğumuz ve özellikle otoriter bir yapıya sahip olanlarımız, etrafımızdaki ve kendimizdeki birçok şeye hâkim olmak için elimizden geleni ardımıza koymuyoruz. Çünkü bazen, bazı şeylerin kontrolümüz dışında hareket etmesi bizi korkutuyor.

Bu hâkim olma çabamızın sonucunda ise bazen direnişle karşı karşıya kalabilirken bazen de istediğimizi başarabiliyoruz. Lakin bu başarının hangi hususta elde edildiği de büyük bir önem arz edebiliyor. Örneğin, insanların doğayı hâkimiyeti altına alma çabasının sonuçlarını, birçoğumuz gördük. Bazı şeyler hükmedilebilmesi zorlamayan şeyler olabilirken Doğa gibi bazı şeyler ise hükmedilmesi çok zor şeyler olabiliyor. Bu yazımda ise işte tam olarak bu husustan yani insan ile doğa arasındaki sözde savaştan bahsedeceğim.

İnsan, doğaya nasıl zarar veriyor?

Doğa, TDK sözlükte kendi kuralları çerçevesinde sürekli gelişen, değişen canlı ve cansız varlıkların hepsi, tabiat, natür şeklinde tanımlanıyor. Doğa kendini sürekli yenileyen bir ortamdır. İnsanın yaptığı bazı eylemler ise bu ortamın kendini yenileme sürecinin bir noktası ile diğer noktası arasına engel koymaktır. Örneğin, tehlikeli gazları alıp hayatta kalmamız için önemli olan gazları üreten canlıları katlediyoruz, bitkiler bu canlıların arasında yer alıyor. Bu kadarı yetmiyormuş gibi bir de atıklarımızı çevreye atarak doğadaki balıklar gibi diğer canlıların da hayatlarını tehdit ediyoruz.

Yeni nesil teknolojiler ve gelişmiş bilim ile aslında tamamen sürdürülebilir ürünler ortaya koyabilme imkanına sahibiz lakin söz konusu maddiyat olunca, ne yazık ki bu tür ürünleri hayatımızda çok sık göremiyoruz ve kullan(a)mıyoruz. Bununla birlikte umursamazlığımız da bu duruma dahil olunca tek bildiği yemek, içmek ve defekasyon olan canlılar hâline geliyoruz. En azından yaşamımızın bir kısmında sürdürülebilirliğin bir parçası olmanın hem bize ve gelecek nesillere hem de doğadaki diğer canlılara birçok faydası olabilecekken biz insanlar bunu reddediyoruz ve atık istifleyerek dünyayı bir çöplük hâline getiriyoruz.

Çevreciler neden haklılar?

Çevrecilerin çoğu bizi, doğaya geri dönüştürülemeyen çeşitli atıklarımızla (zehirli gazlar, plastik maddeler gibi) ve çeşitli eylemlerimizle (nesli tükenme tehlikesiyle karşı karşıya olan canlıları katletmek gibi) doğrudan ve dolaylı yoldan verdiğimiz ciddi zararlar konusunda uyarmaktadırlar.

Prof. Dr. Sinan Canan, bir TEDx konuşmasında, “İnsanı çekin, dünyanın adı cennet olur.” diyor. Aslında şöyle bir düşündüğümüz zaman pandemi sayesinde hem bu sözün doğru olduğunu hem de çevrecilerin uyarılarında haklı olduklarını da görebiliyoruz. Doğanın yenileme sürecinin önünden çekildiğimiz zaman doğanın kendini hızlı bir şekilde yenilediğini gördük. Gürültü, görüntü ve hava kirliliği, yıllardır atmosferi tehdit eden zehirli gazların salınımı azalmıştı. Hiç ihtiyaç duyulmayan bir yapı inşa etmek için orman katleden açgözlü insan, ortalıklarda yoktu.

Doğaya verdiğimiz zararlar nelerdir?

Şu gözden kaçmamalıdır: insanın yaptığı hatalar sadece diğer canlıları etkilemiyor, insanı da etkiliyor. Üstelik insan, kendi hatalarından kendini korumaya çalışsa da sadece belli bir süre koruyabiliyor. Bu süre dolduğunda ise yaptığı hatanın cezasını mutlaka çekiyor. Refah içinde yaşamak uğruna ormanları katledip hem canlıları yuvalarından ediyoruz hem de kendimize cennet inşa edelim derken aslında bir cehennem inşa ediyoruz. Gölgesi olan ama güneşi olmayan, mimarisi göklere kadar yükselen ama insaniyeti yerin dibine kadar gömen bir cehennem…En nihayetinde bunun bedelini bazen kaybettiğimiz canlarla bazen de zorlaşan/kötüleşen yaşam biçimlerimizle çok ağır ödüyoruz.

Hayvanları kafeslere hapsedip özgürlükten ve eğlenceden bahsediyoruz. Zevklerimiz uğrunda doğrudan ve dolaylı olarak katliamlar gerçekleştiriyoruz. Bunun sonucunda da ne yaptıysak bedelini o kadar ve bazen de ondan fazla ağır ödüyoruz. Örneğin, hayvanlar insanlar tarafından kafeslere tıkılırken insanlar da doğa tarafından evlerine tıkıldı. Doğayı yüzyıllar sonra egemenliğimiz altına aldığımızı zannederken aslında doğanın hükmedilebilmesi çok basit bir şey olmadığını, onun tarafından cezalandırılarak tekrar anlıyoruz.

Sorunumuz tam olarak nerede?

Sorunumuz aslında korkumuz ve kibrimizde ortaya çıkıyor. Bazen hayatta kalma içgüdülerimiz bizi yanlış yönlendiriyor ve normalde bizi tehdit etmeyen canlılara karşı bile korkumuzdan bir savunma sistemi oluşturma ihtiyacı duyuyoruz. Bazen de kibrimiz, bizim doğaya bir tiksinmeyle, bir iğrenmeyle bakmamıza neden oluyor ve bu da diğer canlılardan nefret ederek onları yok etmemize veya hayatlarını mahvetmemize sebep oluyor.

Bugün kibirle ve tiksinerek tepeden baktığımız toprakların ise, yarın altında yatacağımız gerçeğini, dinî bir ifadeyle en azından Azrail gelip ruhumuzu bedenimizden ayırıp götürene kadar kendimizden saklamaya çalışıyoruz. Bazı konularda gereksiz korkularımız ve arzularımız var. Betonarmeden inşa ettiğimiz bu cehennemlerde nesillerimizi hem tinsel hem de fiziksel olarak çürütüp öylece yok olup gidiyoruz. İnsanlar olarak doğayla savaştığımızı zannediyoruz ama aslında savaştığımız düşman doğa değil, korkularımız ve vicdanımız oluyor.

Ne yapmamız gerekiyor?

Konuyla ilgisiz gibi olacak lakin söylemeden geçersem olmaz. Kral Edward, rıhtıma çıkarken eli yere değiyor ve tozlanıyor. O sırada ona elini uzatan Atatürk de, “Vatanımın toprağı temizdir. O, elinizi kirletmez.” diyor.

Doğaya karşı her zaman korku ve kibirle yaklaşmamamız gerekiyor. İçgüdülerimizin bizi tamamen yönetmesine ve yönlendirmesine izin vermek yerine bazen vicdanımızın ve aklımızın da seslerini dinlememiz gerekiyor. Sonuçta her canlı sizi öldürmek istemez, bazen sevgi görmek de isteyebilirler. Size zarar vermeyen, kendi hâlinde yaşayan bir canlıya, mantıksız sebeplerle zarar vermek ise sizin vicdanınızı diğer insanlara ayna gibi yansıtır.

Bunun haricinde insan da hayatta kalmak için belli başlı ihtiyaçlara gerek duyar ve bunları karşılamak için birtakım eylemler gerçekleştirir. Lakin günümüzde hiç ihtiyacımız olmamasına rağmen gerçekleştirilen bazı eylemler yüzünden doğaya zararlar veriyoruz. İşte tam bu noktada, bu eylemleri sonlandırarak ve doğa dostu eylemler gerçekleştirerek
(küresel ısınmayı engellemek için çeşitli faaliyetler gerçekleştirmek veya bu tür faaliyetlere destek olmak vb.), hem insanlığın hem de doğadaki diğer canlıların rahat yaşamalarına olanak sağlayabiliriz. Bize bireysel olarak düşen sorumluluklarımız zaten çocukluğumuzdan itibaren bize sürekli doğrudan veya dolaylı yoldan tekrar tekrar öğretilir. Burada, bu sorumlukları uzunca anlatmak yerine bazılarını kısaca enerji ve su tasarrufu, atık dönüştürme, diğer canlılara saygılı olma vb. şeklinde ifade edeceğim.

Bu yazının da sonuna geldik. Umarım, derdimi ve düşüncemi etkili bir şekilde ifade edebilmişimdir. İnsanın açgözlülüğü konusunda siz ne düşünüyorsunuz? Sizce insan, doğadan kendisini neden savunuyor? İnsanın doğaya etkilerini tanımlayabilen bildiğiniz herhangi bir atasözü veya bir söz var mı? Cevaplarınızı bu içeriğin yorumlar kısmında bekliyorum. Sağlıcakla kalın.


İçerikte gördüğünüz hataları tarafımıza geri bildirim göndererek bildiriniz.

İçeriğe Oy Ver

Derecelendirmek için bir yıldıza tıklayın!

Puan Ortalaması 5 / 5. Oy Sayısı: 4

Şimdiye kadar kullanılmış bir oy yok! Bu gönderiyi ilk değerlendiren siz olun.

Bu içeriğin sizin için yararlı olmadığından dolayı için üzgünüz!

Bu içeriği geliştirelim!

Bize bu içeriği nasıl geliştirebileceğimizi söyleyin?

Yorumlar

  1. “Prof. Dr. Sinan Canan, bir TEDx konuşmasında, “İnsanı çekin, dünyanın adı cennet olur.” diyor.”

    Çok çok doğru söylemiş Sn. CANAN. Ben zaman zaman Google Earth ile bakıyorum bazı bölgelerin eski hallerine. Sürekli yeşili yok edip betona çeviriyoruz insanoğlu olarak. Tam tersi neredeyse hiç yok. 🙁

    1. Ne yazık ki bu kıyım devam ediyor. En kısa sürede insanların aklını başına toplamasını ve hatasını düzeltmek için daha çok girişimde bulunmalarını ümit ediyoruz. Bu içerik hakkındaki değerli düşüncenizi bizimle paylaştığınız için teşekkür ederiz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir